Hücresinin duvarlarını yoklamaya başladı yabancı. Batı duvarına geldiğinde birbuçuk metrelik bir açıklığın birkaç demir parmaklıkla kapatıldığını gördü. Parmaklıkları inceledi ve oldukça paslandıklarını gördü. Ortadaki iki parmaklığı elleriyle tuttu ve dışa doğru ittirmeye çalıştı. Ama gücü yetmiyordu. Parmaklıkların temelinin oturduğu taşlara baktı. Zamanla aşınıp parçalanmaya yüz tuttuklarını fark etti; ayağıyla tekmelemeye başladı. Tekmeledikçe ortadaki taş bloğu ufak parçalara ayrılıyordu.
Eğildi ve taş bloğunu kendine doğru çekti. Elinde kalmıştı. Şimdi ortadaki iki parmaklık yerle temas etmiyordu; tekrar yüklendi demir çubuklara. Vücudunun tüm ağırlığını öne verdi ve demir parmaklıkları hücrenin dışına doğru eğdi, ardından yanlara doğru araladı. Artık bir kişinin geçebileceği kadar boşluk açılmıştı. Usulca dışarı çıktı. Sessiz olması gerekiyordu. Yerden söktüğü iri taş bloğunu aldı ve iki eliyle kavradı. Duvarın köşesinden kafasını uzattı ve goblini gördü. Goblin iskemlesinde oturuyor ve hala masasının üstündeki bir ekmeği dişliyor, şarabını yudumluyordu. Arkasına usulca yaklaştı. Aralarında yaklaşık bir metrelik mesafe kalmıştı. Taş bloğunu havaya kaldırdı ve tam o anda goblin, yabancının gölgesini fark edip arkasına döndü. Ama artık çok geçti. İri taş bloğu goblinin kafasına gürültülü bir şekilde indi.
''Hahhah iyi işti yabancı!'' diye neşeyle seslendi diğer hücredeki adam. ''Şimdi şu hücremin hemen önündeki kolu çek te ben de dışarı çıkabileyim!''
Yabancı doğu hücresine doğru yürüdü ve hücre kapısının hemen önünde, sağ yanında yerde bir kol gördü. Mekanizmayı kendine doğru ittirdi ve kapı açıldı. Yıldız dövmeli adam hücresinden çıktı.
''Neredeyiz biz? Hiçbir şey hatırlamıyorum...'' dedi yabancı.
''Üzülerek söylüyorum ki yabancı, iyi korunan bir goblin zindanının en uç kısmındayız şu an. Benim adım Edwin, memnun oldum.'' diye cevapladı Edwin.
''Benim adımsa... ohh üzgünüm hala hatırlayamıyorum.'' dedi yabancı.
''Pekala, o halde işleri kolaylaştırmak için sana geçici bir isim bulalım. 'Anonymos' nasıl? Çok eski bir dilde 'ismi olmayan' anlamına gelir.
''Kulağa hoş geliyor'' dedi Anonymos.
''Pekala, bu sorunu da halletiysek Anonymos, şimdi bu fare deliğinden çıkmanın bir yolunu bulmalıyız. Gel şu goblinin masasına bir bakalım.'' dedi Edwin ve goblinin masasına doğru yürüdü. ''Hmm masaya bir hançer saplamış bunu şimdilik ödünç alıyorum goblin dostum. Ahh altında bir kağıt var. Bakalım ne yazıyor; ''Ben yemek yedikten sonra gelmek, senin yerine geçmek. Sen son gelen mahkume dikkat etmek - o tehlikeli gözükmek.'' Sanırım senden bahsediliyor Anonymos, sen benden sonra hapsedildin.''
''Evet öyle olmalı.'' dedi Anonymos. ''Hadi buradan bir an önce çıkalım; okudukların doğruysa notu yazan goblin her an burada olabilir.''
''Haklısın.'' dedi Edwin. ''Beni takip et, önce eşyalarımı bulmalıyız. Sanırım onları zindanın çıkışına yakın, depo olarak kullandıkları bir odada saklıyorlar. Parşömenlerim olmadan buradan canlı kurtulmamız zor.''
Edwin'in konuşması bittikten sonra hücrelerin bulunduğu odadan çıktılar ve zindanın ana koridoruna adım attılar. Bu koridor yaklaşık dörtbuçuk metre genişliğindeydi ve kuzey yönüne doğru uzanıyordu. Sağında ve solunda zindanın diğer kısımlarına giden kapılar koridorlar bulunuyordu. Sessizce ilerlediler ve doğu yönüne açılan bir koridora gelmeden hemen önce durdular. Bu koridorun ilerisinden konuşma sesleri geliyordu. Edwin kafasını uzattı ve bir goblin ve hobgoblinin konuştuğunu gördü.
''Hey Etole! Kadın tutsağı hücresinden çıkarmak! Ben onu götürüp rahiplere teslim etmek. Goblin kral'ın emri!'' dedi hobgoblin.
''Ohh demek karnısıları tekrar acıkmak? Peki ben açmak'' dedi goblin ve bir kapının açılış sesi duyuldu. Ardından bir kadın çığlık attı ve bağırmaya başladı.
Anonymos yumruğunu sıktı ve ''Lanet olsun! Onu nereye götürüyorlar? Yardım etmeliyiz!'' dedi öfkeyle.
''Hayır yabancı, onlarla başa çıkamayız, hele o büyük goblinle. Buradan canlı kurtulursak, daha sonra intikamımızı alabiliriz. Hadi beni takip et.'' dedi Edwin.
''Pekala, sanırım mantıklı olan bu. Devam edelim.'' diye cevapladı Anonymos...
Eğildi ve taş bloğunu kendine doğru çekti. Elinde kalmıştı. Şimdi ortadaki iki parmaklık yerle temas etmiyordu; tekrar yüklendi demir çubuklara. Vücudunun tüm ağırlığını öne verdi ve demir parmaklıkları hücrenin dışına doğru eğdi, ardından yanlara doğru araladı. Artık bir kişinin geçebileceği kadar boşluk açılmıştı. Usulca dışarı çıktı. Sessiz olması gerekiyordu. Yerden söktüğü iri taş bloğunu aldı ve iki eliyle kavradı. Duvarın köşesinden kafasını uzattı ve goblini gördü. Goblin iskemlesinde oturuyor ve hala masasının üstündeki bir ekmeği dişliyor, şarabını yudumluyordu. Arkasına usulca yaklaştı. Aralarında yaklaşık bir metrelik mesafe kalmıştı. Taş bloğunu havaya kaldırdı ve tam o anda goblin, yabancının gölgesini fark edip arkasına döndü. Ama artık çok geçti. İri taş bloğu goblinin kafasına gürültülü bir şekilde indi.''Hahhah iyi işti yabancı!'' diye neşeyle seslendi diğer hücredeki adam. ''Şimdi şu hücremin hemen önündeki kolu çek te ben de dışarı çıkabileyim!''
Yabancı doğu hücresine doğru yürüdü ve hücre kapısının hemen önünde, sağ yanında yerde bir kol gördü. Mekanizmayı kendine doğru ittirdi ve kapı açıldı. Yıldız dövmeli adam hücresinden çıktı.
''Neredeyiz biz? Hiçbir şey hatırlamıyorum...'' dedi yabancı.
''Üzülerek söylüyorum ki yabancı, iyi korunan bir goblin zindanının en uç kısmındayız şu an. Benim adım Edwin, memnun oldum.'' diye cevapladı Edwin.
''Benim adımsa... ohh üzgünüm hala hatırlayamıyorum.'' dedi yabancı.
''Pekala, o halde işleri kolaylaştırmak için sana geçici bir isim bulalım. 'Anonymos' nasıl? Çok eski bir dilde 'ismi olmayan' anlamına gelir.
''Kulağa hoş geliyor'' dedi Anonymos.
''Pekala, bu sorunu da halletiysek Anonymos, şimdi bu fare deliğinden çıkmanın bir yolunu bulmalıyız. Gel şu goblinin masasına bir bakalım.'' dedi Edwin ve goblinin masasına doğru yürüdü. ''Hmm masaya bir hançer saplamış bunu şimdilik ödünç alıyorum goblin dostum. Ahh altında bir kağıt var. Bakalım ne yazıyor; ''Ben yemek yedikten sonra gelmek, senin yerine geçmek. Sen son gelen mahkume dikkat etmek - o tehlikeli gözükmek.'' Sanırım senden bahsediliyor Anonymos, sen benden sonra hapsedildin.''
''Evet öyle olmalı.'' dedi Anonymos. ''Hadi buradan bir an önce çıkalım; okudukların doğruysa notu yazan goblin her an burada olabilir.''
''Haklısın.'' dedi Edwin. ''Beni takip et, önce eşyalarımı bulmalıyız. Sanırım onları zindanın çıkışına yakın, depo olarak kullandıkları bir odada saklıyorlar. Parşömenlerim olmadan buradan canlı kurtulmamız zor.''
Edwin'in konuşması bittikten sonra hücrelerin bulunduğu odadan çıktılar ve zindanın ana koridoruna adım attılar. Bu koridor yaklaşık dörtbuçuk metre genişliğindeydi ve kuzey yönüne doğru uzanıyordu. Sağında ve solunda zindanın diğer kısımlarına giden kapılar koridorlar bulunuyordu. Sessizce ilerlediler ve doğu yönüne açılan bir koridora gelmeden hemen önce durdular. Bu koridorun ilerisinden konuşma sesleri geliyordu. Edwin kafasını uzattı ve bir goblin ve hobgoblinin konuştuğunu gördü.
''Hey Etole! Kadın tutsağı hücresinden çıkarmak! Ben onu götürüp rahiplere teslim etmek. Goblin kral'ın emri!'' dedi hobgoblin.
''Ohh demek karnısıları tekrar acıkmak? Peki ben açmak'' dedi goblin ve bir kapının açılış sesi duyuldu. Ardından bir kadın çığlık attı ve bağırmaya başladı.
Anonymos yumruğunu sıktı ve ''Lanet olsun! Onu nereye götürüyorlar? Yardım etmeliyiz!'' dedi öfkeyle.
''Hayır yabancı, onlarla başa çıkamayız, hele o büyük goblinle. Buradan canlı kurtulursak, daha sonra intikamımızı alabiliriz. Hadi beni takip et.'' dedi Edwin.
''Pekala, sanırım mantıklı olan bu. Devam edelim.'' diye cevapladı Anonymos...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder