Zindanın sonuna ulaştıklarında karşılarında dörtbuçuk metrelik bir demir kapı belirdi.
''İşte!'' dedi Edwin. ''Mağaraya açılan kapı bu olmalı. Sessizliğimizi koruyalım yabancı, kapı açılınca karşımıza ne çıkacağı belli olmaz.''
Kafasını evet anlamında salladı anonymos ve demir kapıyı yavaşça açtı. Karşılarında mağaranın zeminine doğru yükselen birkaç basamak duruyordu. Eğilip yukarı doğru tırmandılar. Şimdi mağranın büyük bir kısmını görebiliyorlardı. Kuzeydoğudan gelen bir ışık mağrayı bir miktar aydınlatıyordu; çıkış orada olmalıydı. Çıkışa yakın devriye gezen bir goblin gördüler. Daha yakınlarında ise iki hobgoblin yüz yüze vermiş, birbirleriyle konuşuyorlardı.
''Planımız nedir?'' diye sordu Anonymos.
''Üçünü birden alt edebileceğimizi sanmıyorum yabancı, hobgoblinler küçük kuzenleri kadar çabuk pes etmeyecektir.'' diye cevapladı Edwin. ''Ayrıca mağaranın güney kısmında başka tehditler de olabilir; en iyisi onları bir şekilde oyalayarak çıkışa doğru koşmamız. Sanırım buna uygun bir büyüm var.'' Çantasını sırtından aldı ve içinden bir parşomen çıkardı.
''Ne tür bir büyü yapacaksın?'' diye sordu yabancı.
''Bir çeşit ateş büyüsü...'' diye cevapladı Edwin. Sihirli sözcükleri söylemeye başladığım an hedeflediğim bir alanda alevler yükselmeye başlayacak. Gücüm bitene kadar yangın devam edecek. Sanırım bu onları oyalar ve sana çıkışa doğru koşman için zaman kazandırır.''

''Peki ya sen?'' diye atıldı Anonymos. ''Seni arkada burakamam!''
''Hemen arkandan gelmeye çalışacağım yabancı, biliyorum tehlikeli gözüküyor ama tek şansımız bu. Hadi daha fazla vakit kaybetmeyelim, zindandaki goblinler çok geçmeden durumu farkedebilir'' dedi Edwin.
''Pekala...'' diye kabullendi yabancı. ''Sen cesur bir adamsın Edwin. En azından tanıdığım kadarıyla... Umarım bu işten ikimizde sağ çıkarız. Hadi öyleyse, hazırım.''
Büyücü son basamağıda tırmandı ve ayağa kalktı. Zihninde büyünün odak noktasını belirledi ve elindeki parşomende yazılan sihirli sözcükleri okumaya başladı: ''Aam, Yok, Spacium!'' Büyük bir ürpertiyle, sihrin vücuduna yayılışını hissetti. Elleri parlamaya başladığı an, iki hobgoblinin arasındaki zeminden alevlerin yükseldiğini gördü; birkaç saniye sonra alevlerin boyu birbuçuk metreye ulaşmıştı.
Anonymos kılıcını eline aldı ve hobgoblinlere doğru koşmaya başladı. Zavallı yaratıklar neler olup bittiğini henüz anlayamadan, vücutlarında hafif yanıklar oluşmuştu; korkuyla ateşten uzaklaşmaya başladılar. Yabancı alevlere doğru hızla koştu ve üzerinden sıçradı.
''İnsan mahküm kaçmak!! Yakalayın!!'' diye bağırdı bir hobgoblin ve Anonymos'un arkasından koşmaya başladı. Diğeri ise büyücüyü farketmiş ve ona doğru ilerlemeye başlamıştı. Çıkışa gittikçe yaklaşan yabancı, kendisine doğru bir goblinin koştuğunu gördü. Koşmaya devam etti ve goblinle karşılaştığı an kılıcını savurdu; yaratığın kafasını bedeninden ayırmıştı. Bir an durdu ve arkasına baktı; zindandan birkaç goblinin daha fırladığını gördü. Hemen ardından Edwin'in sesi duyuldu:
''Kaç yabancı! Kaç ve kendini kurtar!''
Anonymos kendisine doğru okunu doğrultan hobgoblini görünce arkasına döndü ve kaçmaya başladı. Çıkışa ulaştığında arkasından şiddetli bir patlama duydu. Hemen ardından bir goblin acı içinde bağırdı.
Yabacı tam dışarı adımını atmıştı ki acı içinde inledi. Hobgoblinin oku koluna isabet etmişti. Oku tutup kolundan çıkardı. ''Lanet yaratıklar!'' diye düşündü içinden. ''Geri geleceğim büyücü, seni o zindanda ölüme terk edemem.'' Kolunu diğer eliyle bastırarak ilerledi ve karşısına çıkan ormanın içine daldı...
Yeni yazım biraz gecikti sanırım, bunun için siz değerli okurlarımdan özür diliyorum :)
YanıtlaSilyazılarınız çok güzel.devamını getirmenizi dilerim.
YanıtlaSilbu aralar yazamıyorum pek ama yakında yayınlıycam yeni bölümü :)
YanıtlaSil